Haber Tahtası

Sanal Âlemin Sosyalliğinden, Gerçek Hayatın Yalnızlığına; Sosyal Medya ve Gençlik

İbrahim AYDOĞAN

İbrahim AYDOĞAN

E-Posta : i.aydogan01@hotmail.com

           21. yüzyılın dünyasında teknolojiler yalnızca insanların kullandığı icatlar değil, insanı yeniden icat eden araçlar olarak algılanmaya başlamıştır. Bu araçların en popüleri olarak görülen sosyal medya, yakın ve uzak geleceğin hem aracı, hem de tetikleyicisi haline gelmiştir. Gençliği yeniden icat etmeye başlayan sosyal medya, dünyanın tek bir mekân olarak algılanabilecek ölçüde sıkışıp, küçüldüğü bu süreçte, gençler açısından bir sosyalleşme vasıtası olarak kabul edilmektedir. Gençler sanal âlemde yeni bir sosyalleşme ortamına doğru hızla akmaktadır. Sanal ortama dâhil olan gençler, odalarındaki bilgisayar veya cep telefonlarıyla bu ortama dâhil olduklarından fiziki olarak kendilerini yalnız hissetmektedirler. Dolayısıyla herhangi bir sosyal ortama göre çok daha rahat tavırlar sergileyebilmektedirler. Bu yüzden iç dünyalarını kolayca dışa vurmakta ve olumsuz davranışlara yönelebilmektedirler. Bu durum onlarda yalnızlığın getirdiği sınırsız özgürlük ve sosyalleşme arzusunun tetikleyici etkisini oluşturmaktadır. Fiziki olarak yalnız olmalarına rağmen gençler, kendilerini herkesle görüşüp, etkileşim yaşayabildikleri kalabalık bir sosyal ortamda gibi hissetmektedirler. Hatta o kalabalıklara yön veren lider edasıyla hareket etmektedirler. Sanal âlemin kalabalık sokağında iyi, kötü, samimi, yapmacık, sahte, zıt cinsiyet rolünde görünen kişiliklerle arkadaşlık kurmak gibi bir eylemin içinde yer almaktadırlar. Gençler, gerçek hayatta kişiliğinin, rollerinin ve cinsiyetinin tersi şekline bürünmüş biriyle arkadaşlık kurmaları neredeyse imkânsız olmasına rağmen, sosyal medya üzerinden hiç tereddüt etmeden arkadaşlık kurabilmektedirler. Bu durum sosyal medyanın gençlere verdiği tehlikeli bir rahatlık ve özgüvenin sonucudur. Her şeye rağmen gençler sanal âlemde hızla, sosyalleşme duygusu yaşamaktadırlar. Bu ilginç durum beklide onların gerçek hayatta başaramadıkları rahatlığı ve sosyalliği sanal âlemde telafi etme arzusudur. Kendilerini sosyal medyanın güçlü sosyal varlıkları olarak gören gençler, sınırsız bir şekilde sanal âleme daldıkları için, (aslında sanal olan) bağımsızlık ve hâkimiyet duygularının geliştiği hazzını yaşamaktadırlar. Tabi ki, kendilerince böyle bir duyguya sahip olmaktadırlar. Hâlbuki hakikat bazen, hatta çoğu zaman algılanın tersine olarak tezahür edebilmektedir. Ama her şeye rağmen gençlerin büyük kısmı, sanal âlemde tattıkları bu duyguların hakikat olduğu kanaatindedirler. Bu yüzden de yaşadıkları duyguların kendilerini şekillendirmesine tabi olmaktadırlar. İşte hakikat olan sosyal medyanın dönüştürücü etkisidir.  
            Sosyal medya, gençlere kimliklerini istedikleri gibi konumlandırmak için, giyinme tarzından dil kullanımına, boş zaman ve müzik tüketimine, medya kullanma örüntülerine kadar çok farklı materyal ve kültürel öğelere başvurma imkânı sunmaktadır. Bu açıdan sosyal medya, gençler için yeni bir ifade ve sosyal ilişkiler mekânı olarak, yeni kimliklerin inşa edildiği bir mecraya dönüşmüştür. Bu mecra gençlerin yenilik arayışları, özgürlük istekleri, gizleyebildikleri kimlikleriyle kendilerini ifade ettikleri ve toplumsal baskıdan uzak, herhangi bir sorumluluk taşımak zorunda olmadıkları yeni aidiyet alanlarının oluşmasına ortam hazırlamıştır. Oluşan yeni şartlarda kendilerince hayat bulan gençliğin, sorumsuz, doyumsuz, sadece kendini düşünen, bir zihniyetin temsilcisi olma eğilimine kapılması mukadderdir.
           Gençler yüzyılların birikimi gelenekleri ve değerleri olan gerçek sosyal hayattan çıkıp, adeta herhangi bir sınırı, geleneği, değeri olmayan sanal âlemde yaşar hale gelmişlerdir. Bu durum gençlerde, sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşma(facebookta paylaşma hariç), manevi değerler gibi insanı duygusal ve sosyal yönden olgunlaştıran vasıfların kaybedilmesine yol açmaktadır. Bu kayıplar madde – ruh muvazenesinin meyvesi olan sağlıklı ve kıymetli insan tipini yok etmektedir. İnsan sorunu olan toplumların muasır medeniyetin üstüne çıkması mümkün değildir. Zira bütün toplumlarda değişmeyen hakikat şudur; ihtişam da inkıraz da önce insanda başlar. İnsanda başlar, devlet ve toplumun bütün alanlarına sirayet eder. Bu başlangıç ihtişam ise kemalata, inkıraz ise sefalete giden yolu açar. Sosyal medyanın yanlış kullanımı insandaki bu muvazeneyi bozarak inkıraza ve sefalete giden toplumsal hastalığın başlangıcını oluşturmaktadır.

İzlenme: 522 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

ADANA - HAVA DURUMU

ADANA

VİDEO GALERİ